Bozkırdan dile kalan iz
Özet haber: “At, Türk’ün kanadıdır” sözü, yalnızca bozkır yaşamını değil, Türk kültürünün atla kurduğu binlerce yıllık bağı da anlatıyor. Kurganlardan Orhun Yazıtları’na, Dede Korkut’tan atasözlerine uzanan bu ilişki bugün gündelik yaşamdan büyük ölçüde çekilmiş olsa da dilde ve bellekte yaşamayı sürdürüyor.

Bozkırda ufuk hiç bitmez. Altay'dan Karadeniz kıyılarına uzanan o uçsuz bucaksız ç ay ır denizinde yaya bir insan, okyanusta kürek çeken bir sandalcıdan farksızdır. Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılda Divanu L ü gati't-Türk'e kaydettiği s ö z bu yüzden hâlâ geçerlidir: At, Türk'ün kanadıdır.” Kanat. Ne güzel, ne doğru bir benzetme. At, bozkır insanı için bir binek veya bir servet olmadan ö nce bir uzuvdu.
Uzağı kı saltan, s ürüyü otlağa g ö türen, haberi bir obadan ö tekine taşıyan oydu. Atsız bir Türk, kanatsız bir kuştu. SONSUZ BAĞ Bu bağ ölümle de bitmezdi. Altay Dağları’ndaki kurganlarda, sahipleriyle birlikte eyerleri ve süslü başlıklarıyla toprağa verilmiş atlar bulundu. İnanç yalındı: Öbür dünyada da yol vardı ve o yol yaya yürünmezdi.
Yas tutulurken atın kuyruğunun kesilmesi geleneği de bu yakınlığın sessiz bir işaretiydi. Orhun Yazıtları bize yalnızca bir kahramanı değil, onun atlarını da adlarıyla anlatır. Kül Tigin'in savaşlarında bindiği atlar, Tadık Çor'un boz atından Az Yağızı'na kadar taşa tek tek kazınmıştır. Hangi savaşta hangi atı n alt ında vurulduğu bile yazılmıştır.
1300 yıl ö nce bir devlet, en ö nemli anıtında atları n ad ına yer ayırmayı gerekli g ö rmüş. SÖZLÜ GELENEKTE ATLAR Destanlara geldiğimizde at artık bir karakterdir. Dede Korkut'ta Bamsı Beyrek yıllarca tutsak kaldıktan sonra d ö ndüğünde, onu ilk tanıyanlardan biri boz aygırıdır. K ö roğlu'nun Kı r At' ı ise bir efsanenin ta kendisidir: K ö r edilmiş bir babanın karanlık ahırda büyüttüğü, rüzgârla yarışan tay.
Kırgızları n Manas' ı da Ak Kula'sız düşünülemez. Bu anlatılarda kahraman ile atı arasında konuşma, sitem, hatta vefa vardır. At, dinleyen ve anlayan bir yoldaştır. Bir halkın neyi ö nemsediğini anlamak için diline bakmak yeter. Türkçede ata ilişkin deyim ve atas ö zü çoktur. At binenin, kılıç kuşananın deriz; At ö lür meydan kalır, yiğit ö lür şan kalı r deriz.
Ge ç kalmışlığı At ı alan Ü sküdar'ı geçti diye anlatırız; işi ehline vermeyeni ata et, ite ot vermek diye ayıplarız. Bu kalıpları n en çok tartışılanı ise belki de at, avrat, silahtır. Eski anlayışa g ö re bu üçü er kişinin namusu sayılır; kimseye emanet edilmez, ö dünç verilmezdi. Bozkır’da üçü de yaşamın, soyun ve onurun dayanağı g ö rülüyordu.
GEÇMİŞTEN BUGÜNE Bugünden bakı nca s ö z bazen sorun yaratabiliyor: Kadını bir atla ve bir silahla aynı listeye, sahip olunan bir mal gibi yerleştiriyor. Bu kalıbı bir kültür belgesi olarak anlamak başka, onu bugün bir ö lçü diye tekrarlamak başka. Atas ö zleri bize atalarımızı n ne d üşündüğünü anlatır, ne düşünmemiz gerektiğ ini de ğ il. Peki bugün bu s ö zlerin ne kadarı yaşıyor?
Kulak verince şaşırtıcı bir şekilde çoğu hâlâ ortalıkta ama atlarını yitirmiş olarak... Atı alan Ü sküdar'ı geç ti her g ün s ö yleniyor; Ü sküdar'a at sürmenin ne demek olduğunu düşünen pek yok. Yoğun haftalarda at koşturuyoruz, dar g ö rüşlü birine at g ö zlüğü takmış diyoruz. Arabanın gücünü beygir ile ö lçüyor, saçı at kuyruğu yapıyoruz. At gitmiş, izi kelimelerde kalmış.
ATLARIN SAYISI AZALIYOR S ö zlerin kaderi atların kaderinden ayrı değ il. T ÜİK verilerine g ö re 20 yıl ö nce T ürkiye'de 200 binin üzerinde at vardı. Son verilerde bu sayı 65 bin civarına indi. Trakt ö r tarlaya, kamyonet k ö y yoluna girdi ve kimse kağnıya d ö nmek istemez ama ahırdan çıkan at, zamanla dilden de çıkıyor. Kentte büyüyen bir çocuk iç in at art ık bir yarış bülteninde sayı veya bir dizide dekor.
Kanadımız, s ö zlükte duran bir hatıraya d ö nüşüyor. Bunu nostaljiyle kapatmak kolay. Oysa Sorun geçmişe ağlamak değil, neyi taşıyıp neyi bırakacağımızı seçmek. Kül Tigin'in atlarını n ad ını, Beyrek'in boz aygırını, K ö roğlu'nun Kı r At' ını çocuklarımıza anlatabiliriz. Atçılığı yaşatan oluşumlara, yerli at ırklarını koruyanlara sahip çıkabiliriz.
At, avrat, silah gibi kalıpları ise m üzeye, altına açıklayıcı bir etiketle koyabiliriz. Kanadını unutan bir kuş, yalnızca uçmayı değil, bir zamanlar uçtuğunu da unutur. Atı alan Ü sküdar'ı geçti belki ama hikâyesi hâlâ bizim elimizde.
Kaynak: Cumhuriyet


