Edebiyatın ‘tabuları’ ve ‘putları’
Özet haber: Edebiyat pazarımızın okur ayağındaki dişlilerinin ‘tabular’ ve ‘putlar’ olduğu artık sarahat kazandı. Okuduğunu anlama özürlü, tabularının ve putlarının dışında kalanlara sallama merâklısı bir kitle var. Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’ini ideolojik olarak eleştirilmez kılan tabular ile Zülfü Livaneli gibi çok satarlardan put imâl etmeye kalkan zavallılar gürûhuna karşı, aklın özgürlüğünü savunmak şart. İdeolojilerin zincirli kölesi değilseniz, tabuları ve putları daima eleştirirsiniz.

Esasen size James Oliver Curwood’un Budala Kitap’tan Serkan Toy çevirisiyle çıkan nefis ‘Ayı’ romanını yazmak niyetindeydim ama geçen haftaki yazımda yazdığım ‘Livaneli Kitaplığı’ ibâresine dâir eleştirime gelen yorumların bazıları yüzünden fikrimi değiştirdim. Dolayısıyla ‘Ayı’ için söyleyeceklerimi bir sonraki yazıma bırakıyorum.
Edebiyat pazarımıza çarpık kapitalist diyorum da, pazarın okur ayağından dişlilerinin ‘tabular’ ve ‘putlar’ olduğu sarahat kazandı. Bir de okuduğunu anlama özürlü bir kitle var, tabularının ve putlarının dışında kalanlara sallama merâklısı ve yalanlarının vıcık vıcık çamurunda debelenip çamurdan ‘kimlik’ kazandığını sanan bir zavallılar gürûhu. Dolayısıyla bazı şeyleri tek tırnak içinde vurgulayarak yazacağım ki, söylediğimi belki böylelikle anlayıp seslerini keserler.
BİRİNCİSİ: Ben ‘Yaşar Kemal oryantalist romancıdır’ demedim, aksine yazarın usta bir hikâye anlatıcısı ve usta bir destancı olduğunu her fırsatta zikrediyorum. Ben sadece ‘İnce Memed oryantalist bir romandır’ dedim. İkisi çok farklı şeyler. İyi romancılar da bazen oryantalizm tuzağına düşebilirler. Örneğin, ‘Demirciler Çarşısı Cinayeti’ için niçin ‘oryantalist roman’ demediğim hiç aklınıza gelmiyor mu? Sanırım, edebiyat pazarımızın okur ayağındaki ‘entel dantel solcu’ bir kesiminde Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’i ideolojik olarak eleştirilmez diye bir ‘tabu’ var, aklın özgürse veya ideolojilerin zincirli kölesi değilsen, ‘İnce Memed’i de eleştirirsin, nokta.
İKİNCİSİ: Beyler, ben Zülfü Livaneli’nin romanları için iyi veya kötü gibi bir şey demedim, sadece ‘Livaneli Kitaplığı’ ibâresiyle Refik Halid’in okura takdimini hatalı ve ayıp buldum. Durum, Refik Halid’in kitaplarının üstüne ‘Taner Ay Kitaplığı’ ibâresi koymak gibi saçma ve ayıp bir şey, ben kimim ki Refik Halid’in kitaplarını size takdim edeceğim, benim edebiyattaki boyum da Refik Halid’in pantolon paçasına gelmez.
ÜÇÜNCÜSÜ: Evet, Zülfü Livaneli edebiyat pazarının bir çok satarı, bir edebiyat yıldızı, ama yazarın isminden bir put imâl etmeye kalkışmayın. Yarın, günümüzdeki çok satarların devri de geçer, yeni edebiyat yıldızları bir yığın reklâm ve algı operasyonlarıyla eskilerin tepesine oturtulurlar. Siz, Zülfü Livaneli’den bir put imâl ederseniz, sadece Zülfü Livaneli’ye kötülük yapmış olursunuz.
DÖRDÜNCÜSÜ: Biri bana ‘solcu alerjisi olan’ teşhisini koymuş. Kardeşim, bir şey sallamadan önce öğren. Benim sadece Bolşeviklik veya Nazilik gibi polis rejimlerine alerjim var, Bolşevikliğin de sosyalizm ile bir teması olmadığını defalarca yazdım.
BEŞİNCİSİ: ‘Ayrımcı bir dil kullanıyormuşum’, hayır efendim, yazarlarına etnik kimlik veya farklı cinsel tercih dayatması yapanlar asıl ayrımcılık yapıyorlar, durumu eleştirdiğimden ben değil. Dayatmalar ihânete varmadıkça, kimsenin etnik kimliğiyle veya cinsel tercihiyle derdim olmaz. Kendilerine bir dayatma yapılıp yapılmadığını bir de yabancı vakıflardan fonlanan edebiyat yıldızlarına sorun, bakalım kendileri size ne diyecekler.
ALTINCISI: Bir beyefendiden de ‘köylü olduğumu’ öğrendim. Hadi ya, bilmiyordum! Ben devlet memûru anne ve babanın çocuğuyum, hayatım Kızılcahamam kasabası hâricinde hep şehirlerde geçti, 58 yıldır da İstanbul’dayım. Sanırım devlet memûrluğunun nasıl bir sosyal tabaka olduğunu açıklamama gerek yok. Kaldı ki, köylü olsam bile bahsi geçen sınıfsal kimlik benim argo kullanmama engel midir? ‘Argonun şehirdeki muhalefet dili olduğunu ise’ sizden çok önce yazdım beyefendi, çünkü şehir kültürü, alt kültürler ve argo özel ilgi alanımdır, söylemesi ayıp olmasın ama sayılan üçlüyü birazcık da bilirim…
Zülfü Livaneli’yi özgür bırakın, yazarı kafanızdaki kirli hücrelere hapsetmeyin, önünde sizin kurallarınız olmadan edebiyatını yapsın diyeceğim de, aklıma Sarıyer ve Çankaya geldi. Heykellerin sebebi nedir demeyin, Zülfü Livaneli’nin Çankaya’da ismi verilen bir kültür merkezinin önüne Nâzım Hikmet ile yan yana heykelini görürseniz şaşırmayın. Bir benzeri de Sarıyer’deki Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nin önünde, Zülfü Livaneli ustası Yaşar Kemal ile yan yanalar. Ayıptır yahu! Önce, Ahmed Rasim’in, Sermet Muhtar’ın, Refik Halid’in, Yakup Kadri’nin, Yahya Kemal’in, Osman Cemal’in, Mahmut Yesari’nin, Reşad Ekrem’in, Peyami Safa’nın, Ahmed Hamdi’nin, Tarık Buğra’nın, Abbas Sayar’ın veya Oğuz Atay’ın heykellerini dikin de, Zülfü Livaneli sırasını beklesin. Ama yazarı edebiyattaki değerinin ve öneminin ötesinde bir yere taşımakla Zülfü Livaneli’ye kötülük yapıyorsunuz. Aman, sözlerime ‘kıskançlık’ etiketini yapıştırmayın, hiç benzer duygum ve hırsım yoktur, bilesiniz.
Kaynak: Karar