Eskiden daha iyi besleniyorduk, peki neden daha kısa yaşıyorduk?
Özet haber: “Eskiden her şey daha doğaldı.” Bu cümleyi ne kadar sık duyuyoruz değil mi? Domates domates gibi kokardı, meyveler mevsiminde yenirdi, paketli gıdalar bu kadar yaygın değildi. Evde yemek pişer, sofralar kurulur, insanlar daha az işlenmiş gıda tüketirdi.

“Eskiden her şey daha doğaldı.” Bu cümleyi ne kadar sık duyuyoruz değil mi? Domates domates gibi kokardı, meyveler mevsiminde yenirdi, paketli gıdalar bu kadar yaygın değildi. Evde yemek pişer, sofralar kurulur, insanlar daha az işlenmiş gıda tüketirdi. Peki, o zaman aklıma takılan bir soru var: Madem eskiden her şey bu kadar sağlıklıydı, neden bugün daha uzun yaşıyoruz?
Dünya genelinde ortalama yaşam süresi son yüz yılda çok önemli ölçüde arttı. Bir zamanlar 40 yaşın altında olan doğuşta yaşam beklentisi, bugün 70 yaşın üzerine çıktı. Üstelik bunu, hazır gıdaların çoğaldığı, şehirleşmenin arttığı, hareketsizliğin yaygınlaştığı bir dünyada başardık. Nasıl mı? Çünkü sağlıklı yaşam yalnızca tabağımızdakilerden ibaret değil.
Aşılar, antibiyotikler, temiz içme suyu, kanalizasyon sistemleri, gelişen ameliyat teknikleri, erken teşhis ve anne-bebek sağlığındaki ilerlemeler milyonlarca insanın hayatını değiştirdi. Eskiden basit bir enfeksiyon ölümcül olabilirken bugün pek çok hastalık tedavi edilebiliyor. Bebek ve çocuk ölümlerinin azalması da ortalama yaşam süresinin yükselmesinde çok büyük rol oynadı.
Yani daha uzun yaşamamızın nedeni mutlaka daha iyi beslenmemiz değil. Beslenme dışında hayatımızı koruyan pek çok şeyin iyileşmiş olması. Ama burada başka bir noktayı da unutmamak gerekiyor. Eskiden her şey gerçekten daha mı sağlıklıydı? Herkes yeterli ve dengeli beslenebiliyor muydu? Gıda güvenliği bugünkü kadar iyi miydi?
Vitamin ve mineral eksiklikleri, yetersiz beslenme, bozulmuş gıdalardan kaynaklanan hastalıklar hiç yok muydu? Elbette vardı. Bugün ise başka sorunlarla karşı karşıyayız. Aşırı işlenmiş gıdaların fazla tüketimi, yüksek enerji alımı, hareketsizlik, obezite ve metabolik hastalıklar giderek daha fazla gündemimizde.
Bir yandan tıp sayesinde daha uzun yaşıyoruz, diğer yandan bu uzun yılları ne kadar sağlıklı geçirdiğimizi sorguluyoruz. İşte bence asıl konuşmamız gereken konu bu. Uzun yaşamak ile sağlıklı yaşlanmak aynı şey değil. Beslenme, sağlıklı geçirilen yılların en önemli belirleyicilerinden biri. Ama tek başına yeterli değil.
Uyku, hareket, stres, çevre koşulları, genetik, sosyal ilişkiler ve sağlık hizmetlerine erişim de bu hikâyenin parçaları. Belki de geçmişe özlem duymak yerine geçmişten iyi olanları alıp bugünün imkânlarıyla birleştirmeliyiz. Daha çok ev yemeği, daha fazla sebze ve meyve, daha az gereksiz işlenmiş ürün, daha çok hareket… Ama aynı zamanda bilimin, teknolojinin ve modern tıbbın sunduğu avantajlardan da yararlanarak.
Çünkü ne eskiden her şey mükemmeldi ne de bugün her şey kötü. Önemli olan sadece kaç yıl yaşadığımız değil, o yılları nasıl yaşadığımız. Ve belki de artık “Eskiden ne güzel beslenirdik!” demek yerine şunu sormalıyız: “Bugünün bütün imkânlarına rağmen neden daha sağlıklı yaşamayı başaramıyoruz?”
Kaynak: Cumhuriyet


