Kriz yönetimi yok algı yönetimi var
Özet haber: Shakespeare kendi devrinin İngiltere’sindeki yanlışlara işaret ettiği fazla belli olmasın diye “Çürümüş bir şeyler var Danimarka devletinde” dedirtir Hamlet’te bir karaktere. Bugün Türkiye’de de yönetim mekanizmasındaki bozulmadan şikâyet etmeyi pek göze alamıyor insanlar, haklı olarak.

Shakespeare kendi devrinin İngiltere’sindeki yanlışlara işaret ettiği fazla belli olmasın diye “Çürümüş bir şeyler var Danimarka devletinde” dedirtir Hamlet’te bir karaktere. Bugün Türkiye’de de yönetim mekanizmasındaki bozulmadan şikâyet etmeyi pek göze alamıyor insanlar, haklı olarak.
Eleştiri pek sevilmiyor bizim gibi ülkelerde. Hataların gösterilmesi düşmanlık olarak algılanıyor. Oysa, konuşsak da sussak da bir şey değişmiyor. Her türlü olumsuzluk yerli yerinde duruyor. Görünen köy kılavuz istemiyor.
Toplumun her tarafında kendini gösteren çürüme manzarasının herkesi aynı derecede rahatsız etmiyor görünmesi de bir başka çürüme alameti olsa gerek. Dahası, çürüme alameti olan konuların günlük siyaset çerçevesinde ele alınması, mesela partimize saldırıyorlar savunmasıyla karşılanması da ayrı bir vahamet.
Karşılaşılan sorunu çözmeye uğraşmaktan çok halı altına süpürmeye eğilimli bir zihniyet var siyasi kadrolarda. Bu yüzden kriz yönetimi yerine algı yönetimi devreye giriyor böyle durumlarda.
Fon vurgunu konusunda yapılan da esas olarak bu.
Kamuoyunu tatmin edecek şekilde konunun üzerine gitmek yerine hedef şaşırtma girişimlerine, gündemi değiştirme çabalarına vs. tevessül ediliyor. “Milleti biraz oyalayalım. Bu mevzu da yakında unutulur, gider” diye düşünüyor gibiler. Olayın siyasi faturasını ödememek için de birkaç günah keçisini feda etmeyi yeterli gördükleri anlaşılıyor.
Bu tutumun siyasi anlamda çok büyük bir hata olduğunu fark edemiyorlar muhtemelen. Aslında algı yönetimi yoluyla bu krizin üstesinden gelinemeyeceğini anlamak zor değil. Çünkü göze görünmesin diye halının altına süpürülen pisliklerin kokusu milletin burnundan gitmiyor.
Siyasi iktidarın retorik alanındaki eşsiz kabiliyetinin meseleyi çözemeyeceği bir aşamaya geldik artık. Algı yönetimi değil kriz yönetimi gerektiriyor ellerindeki dosya.
Algı demişken… Transparency International’ın Yolsuzluk Algı Endeksi’nde en üst sırada, yani yolsuzluğun en az olduğu ülke olarak, -Shakespeare’e inat!- Danimarka yer alıyor. Ardından da Finlandiya, Singapur, Yeni Zelanda, İsveç, Norveç gibi ülkeler…
İşin ilginç tarafı, bu ülkeler aynı zamanda İslamilik Endeksi’nde de en üst sıralardalar. Islamicity Foundation çatısı altında bir grup Müslüman akademisyen tarafından hazırlanan İslamilik Endeksi, birtakım dini ritüellerin uygulanıp uygulanmadığına bakmıyor, ülke yönetimlerinin -adalet, eşitlik, yoksullukla mücadele, insan hakları gibi- İslam’ın da gerektirdiği toplumsal değerlerle ne kadar uyumlu olduğunu ölçmeye çalışıyor.
Yolsuzluk Algı Endeksi’nde de İslamilik Endeksi’nde de üst sıralardaki ülkelerin ortak özellikleri demokrasi geleneğine, güçlü kurumlara, bağımsız yargıya, özgür basına, şeffaf kamu yönetimine sahip olmaları. En altlarda yer alan ülkelerin ortak özellikleri ise bağımsız yargı başta olmak üzere, özerk kurumlara sahip bulunmamaları ve dolayısıyla vatandaşlarına adaleti de eşitliği de sosyal refahı da yeterince temin edemiyor olmaları.
Gelgelelim belki de buradaki asıl problem toplumun adalet, sosyal refah ve eşitlik gibi taleplerinin yeterince güçlü talepler olup olmadığı konusu. Çünkü vatandaşlık bilincinin fazla gelişmediği veya iyice yerleşmediği toplumlarda devletin (aslında siyasi iktidarın) yalnızca kendi taraftarlarına (yani halkın bir bölümüne) hizmet borcu olduğu düşüncesi yaygındır.
Böylesi toplumlarda en azından bazı kesimler hukuk, yasa, görev, kural gibi kavramları ortak bir kamusal düzenin bağlayıcı unsurları olarak algılayamayabilir. Ne de olsa ahlakı yalnızca bireysel yaşayış çerçevesi içinde tutup kamusal bir değer olarak görmeyen bir zihniyetten söz ediyoruz.
Yanlış anlaşılmasın, “Toplumun ahlak anlayışında problem varsa, ülkeyi yönetenler ne yapsın” demeye çalışmıyorum elbette. Tam aksine, mevcut AK Parti hükümeti bu ülkede bugüne kadar görülmüş en güçlü iktidar. Yargı elinde, asker elinde, polis elinde. Medya elinde, sermaye elinde. Cemaatler, tarikatlar, dernekler, vakıflar da elinde. Buna rağmen ülkedeki bunca olumsuzluğa mani olamıyorsa burada ya beceri eksikliği söz konusudur ya da iktidar mekanizmasında ciddi bir arıza mevcuttur.
Üçüncü bir ihtimali zaten hiç kimseye düşündürtmemek gerekir.
Kaynak: Karar
