Erdoğan’ın eleştirilere yaklaşımı tartışılırken ‘geç kalmış uyarılar’ gündemde
Özet haber: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, iktidara yönelik eleştiri ve uyarıları önemseyen sözleri, bu çıkışların geçmişte nasıl karşılandığına dair tartışmayı yeniden gündeme getirdi.

İnsan ve Medeniyet Hareketi, Hüdayi Vakfı, MÜSİAD ve iktidara yakın bazı köşe yazarlarından gelen eleştirilerin ardından Erdoğan’ın çarşamba günkü grup konuşmasında kullandığı ifadeler, uyarılara olumlu yaklaştığı izlenimi oluşturdu. Erdoğan, kendi tabanının ve yıllardır AK Parti’ye destek veren camianın gelişmeleri yakından izlediğini belirterek, “emri bil maruf nehyi anil münker” çizgisindeki teklif ve tenkitleri önemsediklerini söyledi. AK Parti’nin, hakikati dile getiren bir “çelik çekirdeğe” sahip olduğunu ifade eden Erdoğan, yanlışın yanlış, doğrunun doğru olduğunu söyleyen bir tabanın varlığını değerli bulduğunu kaydetti.
Bu açıklamalar, Erdoğan’ın eleştirilere gerçekten tahammül gösterip göstermediği sorusunu da beraberinde getirdi. Yazıda, geçmişte iktidara yönelik uyarıların çoğu zaman savunma refleksiyle karşılandığı, iktidarın başına bir şey gelmesi kaygısının adalet, kayırmacılık, denetimsizlik ve servet transferleri gibi sorunların önüne geçtiği savunuldu. Hüdayi Vakfı’nın bildirisinde yer alan, toplumların bir günde yıkılmadığı; önce utanmanın öldüğü, ardından kötülüğün adının değiştiği ve sonunda kötülüğün alkışlandığı yönündeki değerlendirmeye dikkat çekildi.
Eleştirilerin zamanında yapılmaması, Karar gazetesi ve yazarlarının yaşadığı süreç üzerinden de ele alındı. 2018’de, gazetedeki eleştirel tutumu nedeniyle Ahmet Taşgetiren’e 33 yıldır yönettiği Altınoluk ile Karar arasında tercih yapmasının istendiği aktarıldı. Yazıda, iktidar deneyiminin yalnızca bir siyasi kadroyu değil, daha geniş bir davayı ve yürüyüşü de sınadığı vurgulanarak, yanlışlara zamanında itiraz edilmesi gerektiği belirtildi.
Ahmet Davutoğlu’nun 8 Ağustos 2022’de 700 İslami sivil toplum kuruluşuna Türkiye’deki sorunlara ilişkin bir rapor gönderdiği, ancak kuruluşların hiçbirinden yanıt gelmediği ifade edildi. Bu sessizliğin ardından, uyarıların ancak “çürüme” aşamasında görünür hale geldiği savunuldu. Yazının temel sorusu ise, söz konusu ikazların daha önce yapılması halinde bugün yayımlanan bildirilerin ve yaşanan tartışmaların önlenip önlenemeyeceği oldu.
Kaynak: Karar


