Uzaklarda bir nokta misali kaybolmak...
Özet haber: Ömer ErdemKarakol komutanı sağ dirseği dışarıda, öne şahin misali kurulmuş yanında şoför, tenteyle kapatılmış cipin arkasında silahlı altı askerle hızla giriyor kasabaya. Zihninde ne tasarladığını kimse bilmiyor. Sağdan soldan hayvan mı yaşlı mı çocuk mu çıkar dert edinmiyor. Ne korna sesi var ne motor homurtusu. Aracın sessiz kayışında kamuflaj duygusu hissediliyor.

Ömer ErdemKarakol komutanı sağ dirseği dışarıda, öne şahin misali kurulmuş yanında şoför, tenteyle kapatılmış cipin arkasında silahlı altı askerle hızla giriyor kasabaya. Zihninde ne tasarladığını kimse bilmiyor. Sağdan soldan hayvan mı yaşlı mı çocuk mu çıkar dert edinmiyor. Ne korna sesi var ne motor homurtusu. Aracın sessiz kayışında kamuflaj duygusu hissediliyor. Bütün gücünü pervasızlığından alıyor komutan. Bir emriyle askeri cip hazır oluyor askerler kayıtsız şartsız diziliyorlar arkaya. Gece gündüz karakol komutanı sırrını kendi bildiği gerekçelerle köy köy dolaşıyor. Ona sebebini sorabilecek bir babayiğit de yok. İlk hedefi yine kahvehane oluyor omuzları kazıklı başçavuşun. İnsan ortalamasının orada olduğunu tecrübeyle biliyor. Ona komutanım diye hitap ediyor itiatkar bir siniklikle Anadolu’nun her bir yanından gelmiş yüzleri esmer gençler. Cipten çeviklikle inerken el, kol ve vücut hareketlerini tamamlayan emirler geliyor. Sen, sen, sen arka kapıya, sen buraya, sen benimle. Palaskasının sağ yanına yerleştirdiği tabanca kılıfı dikkat çekiyor. Kahve basılıyor. Çıkışlar tutuluyor. İçerdekiler şaşkın. Arabanın ani girişini gören kimi diğer erkekler meydana yöneliyor. Kimsenin meraktan başka bir sermayesi yok. Ne olay oluyor ne kavga çıkıyor burada. Ne kaçakçı var ne de hapishane kaçkını. Meraklı erkekleri burnu akan çocuklar izliyor. Kadınlar balkonlara çıkıyorlar. Merak gökkubbe kadar yüksek. Ne oluyor? Yoksa!
Komutan bakıyor ki kimsenin telaşlandığı yok herkes ellerini başının üstüne çoktan koymuş. Dışarı, dışarı, herkes meydana çıksın emrini veriyor. Kahveci dahil, domino oynayanlar, tavla atanlar, okeye dönenler, yancılar, kulağı duymayanlar yavaşça çıkıyorlar. Çabuk, çabuk, durmayın emri gürlüyor. Sanki bu hareketler olmasa, emir ve hız birbirini takip etmese herşey birden anlamsızlaşacak. Kasabaya hızla dalış bir komediye dönüşecek. İşte kahvehane boşaldı. Ne oluyor diye gelen erkekler de halkaya katılıp hazırolda sıraya girdiler. Askerlik günlerinden biliyorlar bu düzeni. Bedenlerinde ve şuur altlarında itaat köpürüyor kendiliğinden. ‘Kimliğin nerede?’ diye çıkışıyor gün görmüş ihtiyara komutan. ‘Köylük yerde ben bir yere gidemem ki komutanım’ diye cevap veriyor alçaktan. O, falanca çocuğun dedesi. Kasketini önüne edeple örtmüş. Komutan şöyle bir dönüyor. Gözleriyle herkesi tarıyor. Hiçbiriniz kimlik taşımıyor musunuz? Kimliksiz vatandaş olur mu? diye ünlüyor. Kimse tepki vermiyor. Bu arada boynuna bağladığı haki renk fuları sol işaret parmağıyla hafiften aşağı çeken başçavuş balkonları göz ucuyla tarıyor. Orada bir şey bulmuş gibi olduğu yerde yaylanıyor ve gürlüyor. Her şey vatanın güvenliği için!
Her şey vatanın güvenliği için diye dişlerinin arasından tekrarlarken yakından güçlü bir horoz sesi yükseliyor. Yandaki kavakların birinden aksi bir karga gaklıyor. Gak, gak, gakkk. Gözler, bu sesi arıyor. Karga dediğin emir bilmez. Sus desen susmaz. Öt desen ötmez. Onu bir yüksek merkep anırtısı takip ediyor. Eli silahlı askerler üst aramasına devam ediyorlar. Bu ne? Tütün tabakası. Bu ne? Oğlumun asker mektubu? Mektubu cebinde mi taşıyorsun amca? Senin gibi eskerde bir oğlum var diye cevap veriyor. Senin de kimliğin yoktu değil mi? Bu ne? Takma dişlerim asker oğlum, cuma gününe ayara götüreceğim de? Muhtar nerede? Ters çekmeye gitmiş komutanım diye koşuyor asker. Ters neymiş diye tersliyor komutan. Çabuk, çabuk daha gidecek çok yerimiz var. Kimliği olmayanlar kimliğini tez çıkarsın. Bir daha kontrole gelirsem herkesin üstünde olsun. Kimin kim olduğunu nereden belli…Derken!
Olanları biraz merak biraz korku biraz da ne olduğunu bilmeden izleyen burnu akan aktıkça çeken üç çocuk kaz sürüsü gibi gülüveriyor. Neden güldüklerini bilmiyorlar. İçlerinde arkaik bir dürtü uyanıyor. İçlerinden biri bir gün sokakta uzun eşek oynarken komutan rolüne bürünmeyi hayal ediyor. Sen, sen, sen, eller yukarı. Kimlikler. Senin adın ne? Asker. Yok yok. Vazgeçiyor. Bir an komutanın onu yanına çağırdığını kimlik sorduğunu hayal ediverince delik çoraplarını bir kara sızı geziyor. Çocuk susuyor. Arkadaşları onu dürtüklüyor. Onların şamatası karga, merkep sesini bastırıyor. Eşşoğlu eşekler diye gürlüyor komutan. Askerler bu sözün kendilerine mi çocukla mı yöneldiğinden emin olamıyorlar. Sabah içtimalarında sıklıkla duyuyorlar bu sözü çünkü. Haydi diyor bir eliyle gökyüzünü de bir perde gibi aşağı çeken kol işaretiyle komutan. Hızla cipe doluyor askerler. Muhtara söyleyin yarın beni görsün diyor ortaya. Bu görevi kim yüklenecek belli olmuyor. Postallarını torpidonun üstüne uzatıyor. Cip geldiği hızla kayboluyor. Kadınlar ve genç kızlar balkonlarda beliriyor. Herkes meydandaki kalabalık içinde babasını, abisini varsa akrabasını arıyor. Karga bu kez daha yüksek sesle gaklıyor. Konduğu daldan kalkıp uzaklarda kara bir nokta olacak kadar kayboluyor.
Kaynak: Karar
