Soma’daki göçük, madenci ailelerinin acısını yeniden gündeme taşıdı
Özet haber: Soma’da 1 Ekim’de meydana gelen göçükte beş işçinin yaşamını yitirmesi, maden ocaklarındaki ihmalleri ve emekçilerin karşı karşıya kaldığı zorlu koşulları yeniden gündeme getirdi. Kerim Ören’in oğlu Yaşar’ın bakışları ise yaşanan acının simgesi oldu.

Ülkemizde gündem o kadar hızlı değişiyor ki, toplumca acılarımızı bile yeterince yaşayamıyoruz. Soma’da 1 Ekim’de meydana gelen ve beş işçinin yaşamını yitirdiği göçük de işte bu acılarımızdan. Ancak toplumun ne kadarı bu acıyı yüreğinde duyumsadı ya da göçükte kaybettiğimiz işçilerin acısına ortak olabildi? Doğrusu bu soruların yanıtları tartışılır.
Manisa’nın Soma ilçesindeki maden ocağında yaşanan göçüğün ardından, Bağımsız Maden İş Sendikası, faciaya yol açan ihmalleri ve oradaki koşulları açıkladı. İşçiler üç gün boyunca tehlikeye dikkat çekmişler. Ancak uyarılarını dinleyen olmamış. Maden emekçileri, üretim baskısıyla yeraltına gönderilmiş. MADENCİNİN YAZGISI MI?
Aslında Soma’da yaşananlar, geçmişten günümüze ülkemizde madencilik alanında yaşananların bir bakıma yinelenmesi. Uzun zamandır madencilik alanında ne çok göçük ve ne çok kayıp yaşadık. Gerçekten bütün bu olaylar, duyarlı insanlarımızın yüreklerini acıyor! Madencilerin yaşadıkları, yalnızca göçüklerle, kayıplarla da sınırlı değil.
Çok sayıda örneği görüldüğü gibi; emeklerinin, alın terlerinin karşılığını almakta da zorlanıyorlar. Binbir risk ve zorlukla hak ettikleri ücretlerini ve sosyal haklarını da tam anlamıyla alamıyorlar. İşte bütün bu olumsuzluklar, madencilik alanında yaşanan acıları, zorlukları çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. YAŞAR’LARIN YAŞAMI Günlerdir bir fotoğraf, beynimizin ve yüreğimizin kıvrımlarında dönenip duruyor!
Soma’da 37 yaşında hayatını kaybeden madenci Kerim Ören’in oğlu Yaşar’ın hüzünlü bakışları, adeta bir çığlık oluyor! Madencinin, emekçinin ülkemizdeki yazgısını, kulaklara, belleklere, yüreklere nakşediyor! Tabii duymak ve görmek isteyenlere... Köşemize de taşıdığımız fotoğrafta, Yaşar’ın babasının tabutuna bakan anlamlı bakışları, o kadar çok şey ifade ediyor ki!
Elbette bunları görüp yüreklerinde duyumsayanlar da var. Örneğin sanatçı Hazar Ergüçlü gibi. Ergüçlü, Adana Altın Koza Film Festivali’nin ödül töreninde yaptığı konuşmada; ailesinin madencilik geçmişini vurgulayarak yaşananlara isyan etti. SOMA’LAR UNUTULMASIN Elbette Yaşar ve onun adeta bir çığlık gibi yükselen bakışları, son dönemde yaşanan acıların bir simgesi.
Madencilik alanında emeği, emekçiyi, can güvenliğini, doğayı, çevreyi önceleyen önemli adımlara, iyileştirmelere ihtiyaç var. Sektör tepeden tırnağa tümüyle sağaltımdan geçirilmeli ve yeni baştan yapılandırılmalı. İş Sağlığı ve Güvenliği Dernekleri Federasyonu (İSAF) Genel Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari, gazetemize verdiği demeçte; önlemlerin ve projelerin çoğunlukla kâğıt üstünde kaldığına dikkat çekiyor.
Eğer bu böyle gelmiş böyle giderse, daha çok acılar yaşarız. Yaşar’ın hüzünlü gözlerindeki çığlık, başta ilgililer ve yetkililer olmak üzere herkes tarafından duyulmalı, görülmeli! Soma’da ve ülkemizin başka madenci yörelerinde yaşanan acılar, hiç unutulmamalı! *** İklim ve çevre İklim krizi ve çevre sorunları ile mücadele, son dönemlerin en temel sorunları arasında yer alıyor.
Ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, bu sorunlarla baş edebilmek adına önemli bütçeler ayırıyorlar. Bütün dünyada kapsamlı hazırlıklar ve çalışmalar yapılıyor. Dünyadaki gelişmelere koşut olarak ülkemizde de etkin çalışmalar sürdürülüyor. Ancak burada da soruna yaklaşımda önemli farklılıklar oluşuyor.
Sermaye kesimi konulara daha çok kendi çıkarları doğrultusunda yaklaşırken, asıl mücadeleyi çevre platformları, çevreci aktivistler ve duyarlı yurttaşlar üstleniyor. ORTAK PAYDAMIZ Oysa iklim krizi ile mücadele, çevrenin korunması ve doğaya sahip çıkılması gibi temalar, insanlığın ortak paydasını oluşturuyor.
Doğal olarak ırk, din, dil, milliyet, sınıf ayrımı yapmadan herkesin bu konulara ortaklaşa sahip çıkması gerekiyor. Geçici ve küçük çıkarların peşinde koşan kimi çevreler, bu sorunları bir anlamda küçümsüyorlar. Önemini azaltmaya ve ivediliğini ötelemeye çalışıyorlar. Halbuki gerçekler balçıkla sıvanmıyor. Tam tersine iklim ve çevre konularındaki duyarlılığı olağanüstü artırmak gerekiyor.
Bu konularda yeni çabalara, güçlü birlikteliklere ve toplumsal seferberliklere ihtiyaç var. MUĞLA BULUŞMASI Ülkemizde iklim krizinden ve çevre sorunlarından en çok etkilenen bölgelerin başında Akdeniz ve Ege bölgeleri geliyor. Ama aynı zamanda bu sorunların çözümüne yönelik çabalarda da ve eylemliliklerde de bu bölgeler başı çekiyor. Örneğin, en çok ve en etkili çevre eylemleri, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yapılıyor.
Bu bağlamda geçtiğimiz hafta Muğla’da Akdeniz İklim Zirvesi toplandı. Muğla Büyükşehir Belediyesi ile ICLEI Europe işbirliğinde düzenlenen zirve; üç kıtadan yerel yönetim, bilim, kamu ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. Zirve kapsamında düzenlenen toplantılarda, belediyelerin finansmana ve kurumsal kapasiteye erişiminin güçlendirilmesi istendi.
ANTALYA’YA HAZIRLANMAK Bilindiği gibi, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından her yıl düzenlenen ve 190’ın üzerinde ülkenin katıldığı İklim Zirvesi (Conference of Parties/COP) bu yıl ülkemizde Antalya’da yapılacak. Gerek Muğla’daki buluşmayı ve gerekse bugünlerde ardı ardına yapılan birçok benzeri etkinliği, Antalya’da yapılacak COP31 hazırlıkları bağlamında değerlendirmek gerekiyor.
Kentler ve yerel yönetimler, iklim krizi ve çevre sorunları ile mücadelenin önemli bir bileşeni. Yalnız kamu birimleri de yetmez, sivil toplumun ve çevre hareketlerinin de bu çabalarda yer almaları sağlanmalı. Bu amaçla yapılan hazırlıklar ve üretilen bilgiler mutlaka değerlendirilmeli.
Bu bağlamda, gerçek çözümün yurttaşta ve halkta olduğuna inanan, Türkiye’de ekoloji hareketinin üç büyük şemsiye örgütü İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği ve Türkiye Çevre Platformu; Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31 ile eşzamanlı olarak iklim adaletini gözetecek alternatif bir zirve yapmaya hazırlanıyor. Bütün bu çabaları önemsiyor ve dikkatle izliyoruz.
İklim ve çevre sorunlarını, günümüzün en yaşamsal ortak sorunları olarak değerlendiriyoruz. *** Deştin’de çevre mücadelesi Ege’de çevrecilerin eylemleri ve etkinlikleri sürüyor. Yatağan’a bağlı Deştin Mahallesi ile Menteşe ilçesine bağlı Bayır Mahallesi’nin ortak sınırında bulunan Tekağaç yöresinde, uzun zanandır bir çimento fabrikası kurulmak isteniyor.
Yöre halkı, bu tesisin yaratacağı çevre kirliliğinden etkilenecek köyler ve köylüler, uzunca süredir çimentoculara karşı mücadele veriyorlar. Çevreye, doğaya duyarlı kamuoyunun dikkatini buraya çekmeye çalışıyorlar. DOĞAL YAŞAM FESTİVALİ İşte yöre halkı ve köylüleri, bu mücadele kapsamında, geçtiğimiz hafta sonu “Deştin Çevre ve Doğal Yaşam Festivali”ni düzenlediler.
Etkinlikte kendi mücadelelerini desteklemek için gelen konukları misafir ettiler. Yöresel, doğal ürünlerini sergilediler. Onların önemine, değerine ve doğallığına dikkat çektiler. MÜCADELE SÜRECEK Deştin çevre mücadelesinin sözcüleri ve yöre köylerinin temsilcileri, uzun yıllardır sürdürdükleri mücadelenin haklılığını her fırsatta vurguluyorlar.
Çevre mücadelelerinin uzun süredir devam ettiğini ve 30 yıldır direndiklerini vurgulayan çevre derneği yöneticileri ve köylülerin temsilcileri; haklı mücadelelerini her koşulda sürdüreceklerini ifade ediyorlar. Biz de Deştin’den yükselen ortak sese sesimizi katıyor ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz.
Kaynak: Cumhuriyet
