Bir ilişkiyi korumakla kendini tüketmek arasındaki sınır nedir?
Özet haber: Bağları sürdürmek için gösterilen sabır ve fedakârlık, öz saygıyı aşındırdığında ilişkiyi güçlendirmek yerine iki tarafı da daraltan bir gerilime dönüşebiliyor.

İvan Ayvazovski’nin fırtınalı deniz tablolarında, dev dalgaların ortasında direnen ya da fırtına sonrası ıssız kıyıda ufku izleyen tek bir insan figürü öne çıkar. Deniz yıkıcı bir güç gibi görünse de resimlerin merkezinde sessiz bekleyiş ve direnme hâli vardır. Bu görüntü, ilişkilerde bağları korumaya çalışırken yaşanan gerilimleri düşünmek için de güçlü bir benzetme sunar.
Bir insan hayatımıza girdiğinde çoğu zaman sakin ve güvenli bir liman kurmayı bekleriz. Ancak zamanla bazı bağlar, şefkatli bir sığınak olmaktan çıkarak sınırları zorlayan alanlara dönüşebilir. Domenico Starnone’un Bağlar romanındaki soru bu noktada önem kazanır: Bizi bir arada tutan şey, hayatımızı kurtaran ipler mi, yoksa hareket etmemizi engelleyen düğümler mi?
Bir ilişkiyi sürdürme çabası, sürekli susmak veya “senin için nelere katlanıyorum” anlayışına dayanan fedakârlıklarla karıştırıldığında bağın niteliği değişir. Erich Fromm’un Kendini Savunan İnsan’da işaret ettiği gibi, kişinin yalnızca başkaları için yaşadığını savunarak kendi varlığını değersizleştirmesi sevgi olmayabilir. Öz saygısını kaybeden kişi, yaptığı fedakârlığı zamanla karşı tarafı suçlayan ve onu minnet altında bırakan bir savunmaya dönüştürebilir. Bu durumda gösterilen özen, iki insanı yakınlaştırmak yerine ikisini de dar bir alana hapseder.
Fizikte her malzemenin bir esneme sınırı bulunur. İnsan ruhu da bir ilişkiyi yaşatmak için esneyebilir; fakat gerilim sürekli hâle geldiğinde kalıcı bir deformasyon başlar. Gereğinden fazla sıkılan bir enstrüman teli gibi, sürekli yük altında kalan insan da sonunda kopabilir. Bağı koparmak kolay olsa da olgun olan, fırtınaya rağmen yapıcı kalırken öz saygıyı koruyabilmektir. Gerçek bir ilişki, bir tarafın sürekli eksildiği bir hapishane değil, iki kişinin özerkliğini yitirmeden yan yana durabildiği bir alan olmalıdır.
Ayvazovski’nin kıyıda bekleyen figürü gibi sevmek, emek vermek ve yapıcı kalmak değerlidir. Ancak bu bekleyiş, kişinin kendini feda ettiği bir sürgüne dönüşmemelidir. Bir insan ancak kendi sınırlarını ve benliğini koruyabildiğinde, başkasına gerçekten güvenli ve sıcak bir alan açabilir.
Kaynak: Karar


