Artık iyileştiler, çelişkiye düşmüyorlar
Özet haber: Ben ‘şizofreni’ diyordum. Bir çeşit kişilik bölünmesi.

Ben ‘şizofreni’ diyordum. Bir çeşit kişilik bölünmesi.
Eleman ofisinde oturuyor. Bir ara ezan okunuyor. Kalkıp seccadesini seriyor. Namazını kılıyor. Sağına ve soluna selam veriyor. Seccadesini katlayıp çekmecesine koyuyor, masasına oturuyor.
Biraz sonra bazı insanlar geliyor, iş görüşüyorlar.
Gelenler bir iş tarif ediyorlar. Karlı bir iş.
Dışarıda görüşmek veya bir aracı üzerinden görüşmek daha sağlıklı.
Quantum kuramına göre madde gözlemlendiği zaman başka türlü gözlemlenemediği zaman başka türlü davranıyor.
Fotonlar veya elektronlar, üzerinde yan yana açılmış iki yarık bulunan levhaya fırlatılıyor. Parçacıklar gözlemleniyorlarsa dalga gibi hareket ediyorlar. İki yarıktan aynı anda geçiyorlar. Ama eğer gözlemleniyorlarsa bilye gibi davranıyorlar. İki delikten çizgi halinde geçiyorlar.
Bu yakın zamanlarda keşfedilmiş muhteşem bir nitelik.
Fotonlar gözlemlenirken bir türlü, gözlemlenmezken başka türlü davranıyor.
Yani birisi seyrediyorsa farklı seyretmiyorsa farklı.
Bu deneyden haberdar olduktan sonra insanın da fotonlar ve elektronlar gibi davrandığını düşündüm.
Birisinin seyrettiğini ya da gördüğünü düşünüyorsa ya da bundan şüpheleniyorsa farklı, seyredilmediğinden eminse farklı davranıyor.
Gözlemlenirken rüşvet konuşmak istemiyor. Rüşveti gözlemlenmezken konuşmayı tercih ediyor.
Bu gözlemlenme meselesi üzerinde düşünülmeye değer.
Müslümanlar, Allahu Teala’nın bütün davranışlarımızı gördüğüne inanır.
Şimdi az önce bahsettiğimiz eleman, seccadesini serip namazını kılarken Allahu Te’ala’nın kendisini gördüğünü düşünüyor. Hatta görmesini istiyor.
Bir müddet sonra, rüşvet pazarlığı yaparken, ya da işlerin finalinde çeşitli yöntemlerle rüşvet alırken Allahu Teala’nın kendisini görmediğini mi düşünüyor?
İki fiil aynı bünyede nasıl bir araya geliyor?
Bu bir çelişki. Bir bünyede iki kişilik. Biri itaat ediyor, biri isyan ediyor.
Sonradan araştırdım. Şizofreni değilmiş. “Dissosyatif kimlik bozukluğu”ymuş.
Zihnimde ‘şizofreni’nin yeri değişmedi. Kelimenin Yunanca kökeni ‘şizo’ ile ‘frenos’. Şizo bölünme, frenos zihin. Yani kafa bölünmesi olarak anlaşılmaya müsait.
Elemanın bir tarafının dindar bir tarafının mürtekip oluşundan hareketle bir kişilik bölünmesiyle yani şizofreniyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyordum.
(Bu saatten sonra ‘dissosyatif kimlik bozukluğu’ tabirine alışmak zor.)
Zaman geçtikçe düşüncelerimde bir değişiklik oldu.
Yolsuzluklar arttıkça, çeşitlendikçe, buna paralel olarak arsızlıklar da fırlayınca elemanların bu ‘kişilik bozukluğu’ sorununu aşmaya başladığı kanaatine yaklaştım.
Mesela fon vurgununu güle oynaya nasıl yaptılar? İnsanların hakkına hukukuna nasıl girdiler?
Bir kısım ‘ulema’nın da yardımıyla dini bir miktar güncellediler.
Eskiden, başkası yaptığı zaman çok galiz bir kötülük olan yolsuzluk dinin güncellenmiş haline göre artık o kadar kötü bir şey değildi.
Ayrıca, Allah ‘biz’im yanımızdaydı, ‘biz’im tarafımızı tutuyordu. Hatta ‘biz’im partiyi.
Hac, umre gibi vesilelerle, namaz sonralarında çektiğimiz tesbihlerle ‘biz’i bağışlıyordu.
Ayrıca ‘biz’ ‘yerli’ ve ‘milli’ydik. ‘bizden’dik.
Büyüklerimizi seviyorduk. Büyüklerimiz de bizi seviyordu.
Böyle böyle elemanlar kişiliklerindeki korkunç yarılmayı tedavi ettiler.
Kaynak: Karar


