İklim krizi artık sağlık krizi
Özet haber: Yuvam Dünya Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Eğilmez Kocabıyık, iklim krizinin sıcak hava dalgalarından solunum hastalıklarına, uyku bozukluklarından kaygı ve travmaya kadar beden ve ruh sağlığını etkilediğini söyledi.

Yuvam Dünya Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Eğilmez Kocabıyık ile İklim Kliniği’nin çalışmalarını, iklim krizinin beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve Türkiye’nin sağlık sisteminin bu risklere hazırlığını konuştuk. -İklim Kliniği projesinde bugüne kadar hangi somut kazanımlar elde edildi? Önümüzdeki dönemde hangi yeni çalışmalar ve iş birlikleri gündeminizde?
Yuvam Dünya olarak çalışmalarımızın temelinde bir gerçek var: Gezegenin sağlığı ile insan sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez. İklim Kliniği’ni de bu anlayışla, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini bilimsel bilgiyle ortaya koymak ve bu bilgiyi toplumsal dönüşüme taşımak amacıyla kurduk. Hacettepe ve Koç üniversiteleriyle başladığımız çalışmalarımıza bu yıl Acıbadem Üniversitesi de katıldı.
Tıp ve sağlık bilimleri müfredatına iklim ve sağlık konularının dahil edilmesi yol haritası geliştirdik. Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ve meslek örgütleriyle sağlık politikalarına katkı sunan çalışmalar yürüttük.
Gaziantep’te başlattığımız “İklimden Nefes” projesiyle iklim ve çevresel risklerin KOAH üzerindeki etkilerini araştırıyor, yerel sağlık verileriyle iklim verilerini buluşturarak çözümler geliştirmeyi hedefliyoruz.
Önümüzdeki dönemde sağlık çalışanlarının eğitimini yaygınlaştırmak, müfredat çalışmalarını uygulamaya geçirmek, sağlık kurumlarının iklim dayanıklılığını güçlendirmek ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine katkı sunmak önceliklerimiz arasında. SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM - İklim krizinin beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri neler?
İklim krizi artık gelecekte karşılaşacağımız bir tehdit değil, bugün yaşadığımız bir sağlık krizi. Artan sıcaklıklar, ani sıcaklık değişimleri ve yüksek nem; kalp krizi, inme ve solunum hastalıkları riskini artırabiliyor. Değişen iklim koşulları alerjileri ve bazı mantar enfeksiyonlarını etkilerken, sivrisinek ve kenelerle taşınan hastalıkların yeni coğrafyalara yayılmasına neden olabiliyor.
Kuraklıklar ve seller gıda ve temiz su güvenliğini tehdit ediyor. Aşırı sıcaklar ve nem, uyku bozukluklarını, stresi ve tahammülsüzlüğü artırarak kişilerarası çatışmaları tetikleyebiliyor; iklim kaynaklı afetler ve belirsizlikler ise kaygı, travma ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunlarını derinleştirebiliyor. - COP31’de iklim ve sağlık ilişkisinin daha güçlü biçimde ele alınması için nasıl bir gündem oluşturulmalı?
COP31’in Türkiye’de gerçekleşmesi, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini küresel gündemin merkezine taşımak için önemli bir fırsat. Sağlık artık iklim politikalarının yan başlığı değil, temel önceliklerinden biri olmalı.
Bilimsel araştırmaların artırılması, iklime duyarlı hastalıkların izlenmesi, sağlık çalışanlarının eğitimi, erken uyarı sistemleri ve iklime dayanıklı sağlık altyapısı için somut hedefler ve finansman mekanizmaları oluşturulmalı.
İklim Kliniği’nde izlediğimiz yol da bu: Öncelikle bilimsel verilerle riskleri ortaya koymak, eğitim ve toplumsal farkındalık çalışmalarıyla kapasite oluşturmak, yerel pilot uygulamalarla çözüm önerileri geliştirmek ve elde edilen bulguların kamu politikalarına yansımasına katkı sunmak.
ORTAK SORUMLULUK - COP31’de kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum sizce hangi alanlarda daha cesur, somut ve ölçülebilir adımlar atmalı? Öncelikle Tek Sağlık yaklaşımını benimsemeliyiz. İnsanların, hayvanların, bitkilerin ve ekosistemlerin sağlığı birbirine bağlı. Sağlıklı bir toplum ancak sağlıklı bir gezegende mümkün.
Bu nedenle kamu, sağlık ve çevre politikalarını birlikte planlamalı; özel sektör üretim süreçlerinin çevresel etkilerini azaltırken çalışan sağlığını korumalı. Yerel yönetimler sıcak hava dalgalarına, hava kirliliğine, su ve gıda risklerine karşı kentleri hazırlamalı. Sivil toplum ise bilimsel bilgiyi toplumla buluşturarak farkındalığı ve davranış değişikliğini güçlendirmeli.
Emisyonları azaltmak ve iklim krizinin kaçınılmaz etkilerine uyum sağlamak eşit derecede önemli. Artık sektörlerin birbirinden bağımsız hareket ettiği değil, ortak hedeflerle, bilimsel göstergelerle ve hesap verebilir bir anlayışla çalıştığı bir dönüşüme ihtiyacımız var. - Bu soruyu her konuğuma soruyorum; bir bitki olsaydınız hangisi olurdunuz? Neden?
Bir sürü kuşa böceğe yuva olan ateş ağacı ya da banyan ağacı olmak isterdim. Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi: “Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun. Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.” SAĞLIKTA İKLİM HAZIRLIĞI Türkiye’nin güçlü bir sağlık altyapısı var; ancak bu yeni risklere karşı hazırlığımızı geliştirmemiz gerekiyor.
İklim ve sağlık verilerini birlikte değerlendirmeli, bölgesel risk haritaları ve erken uyarı sistemleri oluşturmalıyız. Özellikle çocukları, yaşlıları, kronik hastalığı olanları, aşırı sıcak veya yetersiz havalandırılan ortamlarda çalışanları ve sağlıklı yaşam koşullarına erişimi kısıtlı bireyleri korumaya öncelik vermeliyiz.
Sağlık profesyonellerini değişen koşullara hazırlamak ve sağlık kurumlarını iklim risklerine dayanıklı hale getirmek de önceliğimiz olmalı. Sağlık sisteminin başarısını yalnızca hastalıkları tedavi etme kapasitesiyle değil, hastalıkları önleyebilme gücüyle de değerlendirmeliyiz.
Kaynak: Cumhuriyet


